Çoksesli müziğimiz ve Cumhuriyet

100 yıl geriye baktığımızda müzikte, tablonun hayli kısıtlı özeti şöyle: Ülkemize özgü modelle 1924’te açılan ve Atatürk’ün “benim okulum” dediği, “müzik alanında seslendirebilir ve öğretebilir ustalık” hedefleyen Musiki Muallim Mektebi (MMM); resmen kapatılmadı ama işlevsiz hale getirildi. Yatılı sistemi sayesinde Ankara Devlet ve İstanbul Belediye Konservatuvarları ise sanatçılığa yönelikti. Günümüzde çok sayıda konservatuvarla benzer fakülte var, eğitim ve öğreten olanakları çok kısıtlı!

MÜZİK ÖĞRETMENLİĞİ

Müzik öğretmenliği alanı, anabilim dalına sıkıştı. Başka branşlardan formasyonla, müzik öğretmenliğinin anlamı olumsuz şekilde değişti, geç yıllara planlanan müfredatta çok önemsiz hale geldi. Ulu önder “Bu gün dinletilmeye çalışılan müzik yüz ağartacak değerde olmaktan uzaktır. Bunu açıkça bilmeliyiz. Ulusal ince duyguları, düşünceleri anlatan, yüksek deyişleri, söyleyişleri toplamak, onları genel son müzik kurallarına göre işlemek gerekir” diyor. Bu iş, bestecilerle seslendirilenlerin kişisel duyarlıkları ve eğitimlerine kaldı. “Güzey” kelimesinin “az güneş alan, çok gölgeli kuzey yamaç” anlamını dikkate alarak Ata’nın sonraki cümlesini okuyalım: “Ancak bu güzeyde Türk ulusal müziği yükselebilir, evrensel musiki içinde yerini alabilir. Kültür İşleri Bakanlığı’nın buna, değerince özen vermesini, kamunun da bunda ona yardımcı olmasını dilerim.” Yetkili bakanlığın kamuyla işbirliği; değerlendirilmeli! Bu günlerde 4B’li geçici kadrolarla takviye edilmeye çalışılan orkestra ile opera-balelerin durumları, sağlıklı yönetim ve gelişimden uzak kalışı, yurdun her karesine nüfuz edecek olanaktan yoksun kalması söz konusu… Kurslarla özel eğitim sayesinde kişisel gelişim sürdü. Engelli öğrenimi yeni yeni olanak buldu. Müzik bilim ise müziğin ve halkın ihtiyaçlarına cevap verecek kurumsal anlayıştan ziyade, kişisel çabalara emanet edildi. Askeri müzikle gelişen armonik orkestralar; 1960’tan bu yana marş odaklı hale geldi. MMM’de en önemli kolu teşkil eden koro; genişleyip alan açtı, ancak eğitimden yoksun kaldı, nihayet korist (Kocatepe Ün.) ve şef (Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Ün.) öğrenimine yakın zamanda kavuşabildi. Belediyeler, özel kuruluşlar yöneticiye göre önem verse, müziksever oranı artsa da müzik bilgisi ve kültürünün gelişimine daha çok ihtiyaç doğdu.

‘SANATÇI ARADI, ÇALGICI BULDU’

Cumhurbaşkanlığı İncesaz Heyeti üyesi Burhaneddin Ökte; “Büyük insan, daima sanatçı aradı, fakat karşısında çalgıcı buldu. O zamanlar inkılabın manasını iyi kavrayamamıştık” demişti. Anlamı, iyi kavrayan birçok müzik insanı var, kurumsallaşma bu yüzyılda gereken niteliğe kavuştu mu; uzmanların takdirine… Bu ülkenin tarihi, bir bakıma kişisel başarılar tarihidir. Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana müzik alanının kabul görmüş başarılı gençliği, büyük başarılara ülkemizde ve yurtdışında imza atmaya, gurur vermeye devam ediyor. Çağdaş uygarlıkların seviyesinin üzerine çıkma yolunda, ödevimizin bilincinde ve gereğinde yol almayı sürdürüyoruz! Müzik alanında bilimle ilerlemek, tecrübe ve bilgiden yararlanmak, iyilik ve ahlak zemininde kurumsal anlayışta birleşmek; Cumhuriyetin yeni yüz yılına dair ödevimizdir. Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılı kutlu olsun!

([email protected])

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx